Derin Ekoloji: Çevre Odaklı bir Dünya Algısı

İnsanların çevre sömürüsü yaygınlaştıkça ve bu daha da görünür hale geldikçe, evimiz olan Dünya’ya karşı ilgi ve endişe de ironik biçimde artmaya başladı. İnsanların çevreye olan etkileri ve buna karşı alınan önlemler; siyasetten günlük konuşmalara, film endüstrisinden edebiyata kadar hayatımızın birçok alanında karşımıza çıkmaya başladı.

Biz insanların, çevremizdeki özneler ile olan ilişkisi, pek çok noktada etik ile ilgilidir. “Çevresel etik” de geleneksel insan merkezciliğine (antroposentrizm) bir karşı çıkıştır. Çevresel etik, dünyaya ve dünyadaki varlıklara içsel bir değer biçerek, çevrenin insan merkezli bir açıdan algılanmaması gerektiğini savunur.

‘Derin ekoloji’ hareketinin öncüsü olan Arne Naess, insan merkezli standartları zayıftan - güçlüye, çevre merkezli standartları ise sığdan - derine doğru giden bir spektrum üzerinde sınıflandırmıştır.[1] Bu yazıda ise, bu kategoriler arasında yer alan derin ekoloji ele alınacaktır.

Ortak bir amaca ulaşmak için izlenilmesi gereken yol bağlamında görüşler yüzeysel olarak ikiye ayrılıyor; reformcular ve radikaller. Reformcular, mevcut politik düzenin korunup yenilikler ve değişiklikler ile iyileştirilmesi gerektiğini; radikaller ise, sosyal tabakada ciddi bir ‘kayma’ olması gerektiğini savunur. Derin ekoloji ise bu gruplardan ikincisine dahil olmaktadır. Derin ekoloji de istenen amaca ulaşmak için sosyal tabakada radikal bir değişimin gerekli olduğunu  ileri süren öncü felsefe ve hareketlerden biridir.

Derin ekoloji en temelde, çevresel tahribatın sosyal ve kültürel etkenlere dayalı olarak çağdaş dünya insanlarından kaynaklandığına inanmaktadır. Bu köklü etkenleri değiştirmenin tek yolunun ise art arda reformlar gerçekleştirmek yerine, sistemi radikal bir şekilde değiştirmek olduğunu öne sürer.

Sığ ve derin ekoloji ayrımı, 1973 yılında, Norveçli filozof ve dağcı Arne Naess tarafından yapılır.[2] Naess, sığ ekolojinin “çevre kirliliği ve kaynakların tüketilmesine karşı olan savaş”a adandığını belirtir [3] ve sığ ekolojinin insan merkezli , ana hedefinin yalnızca gelişmiş ülkelerde yaşayan insanların çıkarlarını ve sağlığını korumaya yönelik olduğunu belirtir. Bunların yanı sıra, derin ekoloji insan hayatındaki etkileriyle sınırlandırılmayan, daha bütüncül etkileri olan esas sorunlar ile ilgilidir. Derin çevre bilimcilerin en temel farkı, insan merkezli bir dünya görüşüne sahip olmamalarıdır: insanlığın  bu sorundan ne düzeyde etkilendiğini göz önünde bulundurur ancak bu sorunu merkeze koymazlar. Derin ekolojinin sosyal ve kültürel alanlarda radikal değişiklikleri talep etmesi ve bunu  gözetlemesi ona güçlü teorik ve felsefi bir temel sunar. Ancak bu değişikliklerin gerçekleşmesi için pratik yöntemleri vardır. Bu pratik yöntemler Arne Naess ve George Sessions tarafından 8 temel prensip olarak sıralanmıştır:

  • Dünya üzerindeki her yaşam formunun içsel bir değeri vardır. İnsan olmayan formların değeri, insanlar için olan potansiyel pratik faydalarından bağımsızdır.
  • Her bir yaşam formu, Dünya’daki insan ve insan-olmayan yaşamların gelişmesine katkıda bulunur.
  • İnsanların Dünya’daki yaşam formu bolluğunu ve çeşitliliğini, hayati ihtiyaçlarını gidermek amacı dışında azaltmaya hakkı yoktur.
  • Dünyaya insan müdahalesi çok fazladır ve bu durum hızlıca kötüye gitmektedir.
  • Gelişmekte olan insan yaşamı ve kültürleri, insan nüfusunun önemli ölçüde azalması ile bağdaşabilir. İnsan-olmayan yaşamın gelişmesi de böyle bir azalmaya ihtiyaç duyar.
  • Hayat koşullarının belirgin bir şekilde daha iyiye dönüşmesi politikalarda değişiklikler gerektirir. Bunlar temel ekonomik, teknolojik ve ideolojik yapıları etkiler.
  • İdeolojik değişiklik, yüksek yaşam standartlarına bağlı kalmaktansa temel olarak hayat kalitesini (içsel değer durumlarının üzerinde durarak) takdir etmektir. Büyük ve muazzam arasındaki fark hakkında etkileyici bir farkındalık olacaktır.
  • Burada bulunan prensipleri dikkate alanların gerekli değişiklikleri doğrudan veya dolaylı olarak gerçekleştirme teşebbüsünde bulunma zorunlulukları vardır. [4], [5]

Bu sekiz prensip, derin ekoloji hareketi ve felsefesinin, pratik kaygılarıyla ilgili bir yönlendirme olarak düşünülebilir. Derin ekoloji, çevresel felaketlerimizin kökeninden ziyade felsefi nedenlerin ardına düşer. Açıklamalar sadece bu sekiz prensipte belirtildiği gibi uygulamalarımızda ve dünya görüşlerimizdeki bir devrim ile ortaya çıkabilir. Derin ekoloji bu alandaki önemli felsefi soruların cevaplarını vermeye çabalar; “İnsan doğası nasıl tanımlanabilir?”, “İnsan ve çevrenin geri kalanıyla arasındaki ilişki nedir?”, “İnsanların, doğal ortamdaki yeri neresidir?”, “Doğanın kendisi ve gerçekliğin doğası nedir?”. Bu sorular, geleneksel olarak metafizik soruları olarak tanımlanmıştır bu yüzden derin ekoloji yalnızca etik ile değil,aynı zamanda varoluş ve metafizikle de ilgilidir. Derin ekoloji bu noktaya kadar bilimsel bir düşünce şekli olarak gözükse de tam olarak bu noktada bilimden uzaklaşıp metafiziksel ve daha ruhani bir dünyaya ayrılıyor.

Derin ekolojinin metafiziğine göre insanlar birey olara, çeşitli ‘özelliklerine’ rağmen doğadan ayrı değillerdir. İnsanlar, yalnızca etraflarındakilerin bir parçasıdır; ne onlardan farklılardır ne de üstündürler. Bu düşünce ise insanları, doğanın bir öznesi haline getirir ve doğanın üyeleriyle olan ilişkileri yoluyla insanları tanımlar. İnsanları ait oldukları çevreye göre tanımlamak derin ekolojinin temel felsefelerinden biridir ve insanları bu çevre içerisinde belirsiz ancak kesinlikle daha yüksek olmayan bir yere yerleştirir. Warwick Fox, bu varoluş ve özdeşleştirmeyi şu şekilde açıklamıştır: “Derin ekoloji, varoluş başlığı altında kesin ve katı ontolojik ayrımlar yapılamayacağını öne sürer.” [6]

Derin ekoloji, karşımıza alışılmışın dışında bir felsefe olarak çıkıyor ancak belirttiği fikirlerde insanları çevreleriyle olan ilişkilerinden ayrı ve farklı olarak düşünemeyeceğimizi belirtiyor. Farklı bir şekilde dile getirmek gerekirse, insan doğası ve onların gerçekliğinin doğası, doğanın kendisinden ayrılamaz. İnsanları piramidin en tepesindeki varlıklar olarak gözlemlemek, dünyanın egemen sistemleri tarafından yıllar boyunca yapılandırılmış bir düşüncedir . Derin ekoloji ise dünyayı bu şekilde algılama biçiminin karşısındaki bir ayaklanma olarak karşımıza çıkıyor.

Kaynaklar

[1]. Naess, Arne. 1989. "Ecology, Community and Lifestyle: Outline of an Ecosophy." 29-30. Cambridge: Cambridge University Press.

[2],[3]. Naess, Arne. 1973. "The Shallow and The Deep: Long‐Range Ecology Movement." Inquiry 95-100.

[4]. Naess, Arne. 1989. "Ecology, Community and Lifestyle: Outline of an Ecosophy." 29-30. Cambridge: Cambridge University Press.

[5]. Sessions, George. 2001. "Deep Ecology: Living as if Nature Mattered." 63-79. Utah: Gibbs Smith .

[6]. Fox, Warwick. 1984. "Deep Ecology: A New Philosophy for Our Time?" Ecologist 195-201.

Bu yazı İngilizce'den, Türkçe'ye Deniz Yağmur Karatepe tarafından çevrilmiştir.