Yelken Sporunun Tarihi

Yelken sporunun tarihini anlatabilmek için öncelikle yelkenin ve yelkenciliğin başlangıç noktasına dönmek kaçınılmazdır. Yani yalnızca motorlar ve ağır makinalar kullanılmadan doğa gücüyle hayatı devam ettirdiğimiz eski dönemlere... Yelkenin gelişimi ve zamanla amacının nasıl değiştiğini gelin birlikte inceleyelim.

Tarihsel gelişim içerisinde karayolu ulaşımına alternatif arayan insanoğlu su ve denizle tanıştı. Büyük olasılıkla ilk deniz ulaşımı da yüzen bir ağaç gövdesi üzerinde durarak gerçekleşen bu ilk tanışma sonrasında, ağaç gövdeleriyle yapılan sallarla başladı.

Yelkenin Doğuşu

Ağaç gövdesi üzerinde deniz taşımacılığının başlamasından kısa bir süre sonra insanoğlu doğanın büyük gücü rüzgâra hükmetmesini öğrendi. Böylelikle suyun kaldırma gücünü rüzgar ile yöneterek kullanacak yelkenler tasarlandı. İlk yelkenli tekne, bir kütüğün içi oyulup üzerine bez eklenerek inşa edildi. Kullanılan bu yelkenlerin kare şeklinde olması, yapılan ilk teknelerin, rüzgarı sadece arkadan alarak yol almasına olanak sağlıyordu. Günümüzde tasarlanan yelkenler ise rüzgara karşı 45 derecelik açıyla gidebilmeyi mümkün kılıyor.

Yelken ve yelkenli teknelerin ilk kullanım tarihi kesin olarak bilinmiyor. Arkeolojik bulgular, ilk denizci ulusların Fenikeliler ile Mısırlılar olduğunu, bunların da MÖ 10. yüzyıldan itibaren yelken kullandıklarını gösteriyor. Buna en büyük dayanak ise arkeologların yaptığı kazı ve incelemelerde mağara içinde bulunan yelkenli tekne çizimleri.


http://www.ktgemikurtarma.org/deniz-tasitlari-ve-arkeoloji/

Dünya toplumları uzun mesafelere deniz yolu ile seyahat etmek için binlerce yıl boyunca yelkenli gemiler kullandı. Nil ve Amazon gibi büyük nehirlerde; Akdeniz, Atlantik ve Pasifik gibi büyük deniz ve okyanuslarda rüzgar gücü pedal ve küreklerde kullanılan kas gücüne tek alternatif oldu. Dünyanın birçok yerindeki yerel topluluklar, rüzgardan yararlanmak ve uzun mesafelere yolcu ve yük taşıyacak gemiler yapmak için kendi çözümlerini geliştirdiler. Bunlardan bazıları günümüze kadar ulaşan eşsiz tekne modellerinin oluşmasının temelini attı.

Osmanlıların İpek ve Baharat yollarını kontrol etmeye başlamasıyla batıda Hindistan’a gidecek yeni yollar aranmaya başlandı. Bu yol deniz yolu olacaktı. Ancak Akdeniz’in sakin sularında yol alan gemiler, okyanus seyrine uygun değildi. Orta Çağın sonlarına doğru kıç bodoslamasındaki dümenin geliştirilmesiyle gemicilikte büyük ilerleme sağlanarak daha uzun yol alabilen büyük gemiler inşa edildi.



Yelkenli Teknenin Amacı Değişiyor

 Zamanla buharlı gemiler ortaya çıkmaya başlayınca yelkenli gemiler zorunluluk olmaktan çıktı. Günümüze yaklaştıkça da ticaretten ziyade zevk ve spor amaçlı kullanılmaya başlandı.


İlk Yelken Yarışları

Dünyada ilk yelken kulüpleri 1700’lü yıllarda, Türkiye’de ise 1890’lı yılların sonunda ortaya çıktı. İlk yarış 1660 tarihinde İngiltere'de York Dükü ile  Kral II. Charles'in sahip oldukları iki yelkenli tekne arasında yapıldı. 1749 tarihinde Galler prensi tarafından düzenlenen trofe ilk olma özelliğini taşımaktaydı. 1851 yılında yapılan Hundred Guineas kupası yarışlarını ABD takımı birincilikle bitirdi ve bu kupanın adı America's Cup olarak değiştirildi. 1856 tarihinde Wight Adası çevresinde Amerikalılar ile İngilizler arasında her yıl düzenlenen ilk yelken yarışları yapıldı, 1900 yılında ise yelken yarışı olimpiyat oyunlarına kabul edildi.


Türkiye’de Yelken

İstanbul’da yaşayan İngilizler ile başlayan yelken sporu, varlıklı Türk aileleri arasında kısa zamanda benimsendi. O yıllarda İstanbul’da ardı ardına yelken kulüpleri kurulmaya başlandı. Bu kulüplerin düzenlediği geziler ve yarışlar, uzun yıllar durmaksızın devam etti. 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile kulüplerin faaliyetlerine son verildi.

Ülkemiz, yelken sporunda uluslararası çapta ilk kez 1921 yılında temsil edildi. O yıl Osmanlı Devleti’nin Stockholm büyükelçisi olan Asım Turgut Bey’in oğlu Demir Turgut, ülkemizi Atter Sea’de temsil etti. Demir Turgut gençler kategorisinde şampiyonluğa ulaştı. Cumhuriyetle birlikte gelişmeye başlayan yelken sporu, 1923 yılında Su Sporları Federasyonunun kurulmasıyla faaliyet programına alındı ve 1930 yılına gelindiğinde ise “one design” teknelerle modern yatçılığa geçildi. Türkiye’de yelken denildiğinde akla gelen ilk isim, elbette Sadun Boro. 2015 yılında aramızdan ayrılan Boro, 1952’de yelkenli ile dünya turu yapan ilk Türk sporcu oldu. 1965’te ise bu kez eşi ve “Kısmet” isimli Türk yapımı yelkenlisiyle dünya turuna çıktı. Sonrasında Kısmet, Sadun Boro tarafından müzeye bağışlandı. 2010 yılında RMK Marine Tersanesi’nde restore edildikten sonra, 4 Ekim 2011 tarihinden itibaren İstanbul Rahmi M. Koç Müzesi’nde sergilenmeye başlandı.


Kısmet, http://www.sadunboro.com/k%C4%B1smet-yelkenlisi.html


Savaş sonrasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıl, aynı zamanda yelken, kürek, yüzme dallarını kapsayan Türkiye Su Sporları Federasyonu’nun da kurulma yıl oldu. Zaman içerisinde yelken sporuna beklenen önem verilmeye başlandı. Türkiye’de ilk kurallı ve resmi yelken yarışı ise 12 Ağustos 1932 yılında yapıldı.

Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün de teşvikleriyle 8 Nisan 1935 tarihinde, gerçek anlamda ilk Türk yelken kulübü, Moda Deniz Kulübü kuruldu. Gelişmelerin ardından Türk yelkencileri uluslararası platformda yarışmaya başladı. 1936 yılındaki Berlin Olimpiyat Oyunları’nda Türkiye’yi Harun Ülman, Dr. Demir Turgut ve Behzat Baydar başarıyla temsil etti. İkinci Dünya Savaşı ile bir kez daha duraklayan yelken faaliyetleri, savaş sonrası, kaybettiği ilgiyi tekrar kazandı.


Bu sürecin ardından birbiri ardına kulüpler kuruldu. İstanbul Yelken Kulübü (İYK), Fenerbahçe ve Galatasaray Yelken kulüpleri İstanbul’da faaliyet gösterirken, İzmir’de de Karşıyaka Yelken Kulübü açıldı. 1957 yılında yelken branşı, Su Sporları Federasyonu’ndan ayrıldı ve 25 Mayıs 1957’de Türkiye Yelken Federasyonu resmen kuruldu.

Türkiye’de artık yelkenciliğin spor ve hobi yönlerini birleştiren yarışmalar, trofeler yapılıyor. Ahşap yelkenli teknelerin yarıştığı Bodrum Kupası, Karadeniz Yat Rallisi, Marmara Yat Rallisi, Ege Yat Rallisi, Doğu Akdeniz Yat Rallisi bunlardan bazıları. Öte yandan incimiz İstanbul Boğazında da senenin belli dönemlerinde yarışlar düzenleniyor ve hem heyecan hem görsel bir şölen niteliğinde yarışılıyor. Uluslararası kimliğe sahip olan bu organizasyonlar, deniz ve yelken sevgisini artırmakla birlikte birçok insanın ortak kültürde toplanmasını sağlıyor.

Yelken, insanın engin denizlerde, parçası olduğu doğa ile iç içe olmasını sağlıyor. Profesyonel birer yelken yarışçısı olarak yetişen gençlerin yanı sıra bu sporu her yaş grubundan insan severek öğrenebiliyor. Deniz, insanlığın bambaşka bir hayat düzeni elde etmesine, ufkunun ve sınırlarının gelişmesine öncü oldu; yelken de bu amaca hizmet eden bir deniz kültürü.






Ne yazık ki hiç fotoğraf yok.